Sürdürülebilirlik Bir Trend Değil, Dünyamızın " Yeni Normali"
- Feb 23
- 4 min read
Dünya büyük bir dönüşümün içinden geçiyor. Sanayi devrimden bu yana gelen daha fazla üretime odaklanan ve üretimin sosyal ve çevresel çıktılarını göz ardı eden endüstriyel paradigma gezegenin sınırlarına dayandı.
Sürdürülebilirlik; iş yapış biçimlerimizi geri dönüşsüz bir şekilde değiştiriyor.
Artık sadece finansal veriler ile ilgilenilmiyor, çevre ve sosyal etkilerinizi de ölçmeniz isteniyor. Küresel Şirketler, Sürdürülebilirlik Raporları yayınlayarak çevresel ve sosyal etkilerini de paydaşları ile paylaşıyor.
AB CS3D gibi raporlamalar ile şirketlerin sadece kendi faaliyetlerinde değil tedarik zinciri boyunca çevresel ve sosyal açıdan etkilerinin değerlendirilmesini istiyor. Ve tedarik zinciri yönetimine; fiyat, kalite, termin gibi parametrelerin yanına, çevresel etki, kimyasal kullanımı, çocuk işçi çalıştırmama gibi sosyal ve çevresel parametreler ekleniyor. Rekabet gücünüz, iş imkanlarınız sadece ürün / fiyat paradigmasından çıkıyor. Sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi yaygınlaşıyor.

Dünya Genelinde Sürdürülebilirlik Raporlaması: İstatistikler ve Yaygınlık
Son yıllarda sürdürülebilirlik, şirketler için yalnızca gönüllü bir sorumluluk alanı olmaktan çıktı ve doğrudan yasal uyum başlıklarından biri haline geldi. Özellikle Avrupa Birliği merkezli düzenlemeler, tedarik zincirleri aracılığıyla küresel ölçekte faaliyet gösteren firmaları da kapsamına alıyor.
Dünyanın en büyük şirketleri arasında sürdürülebilirlik raporu hazırlamak artık “işin bir parçası” haline gelmiştir. Örneğin S&P 500 şirketlerinin yaklaşık %90’ı sürdürülebilirlik / ESG raporu yayınlamaktadır. Bu oran özellikle büyük ölçekli firmalar için neredeyse standart bir beklenti halini almıştır.
Küresel ölçekte sürdürülebilirlik raporu yayınlayan şirketlerin oranı da her yıl artıyor ve özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’daki büyük firmalar bu yükümlülüğü benimsemiş durumdadır. Buna karşılık hâlâ raporlamayan veya eksik raporlayan küçük ve orta ölçekli şirketler vardır; ancak trend belirgin şekilde yaygınlaşma yönündedir.
🔹 GRI Standartlarının Kullanımı
GRI (Global Reporting Initiative) standartları, dünya genelinde en yaygın kullanılan raporlama kriteridir. Ayrıca CSRD gibi yasal standartlarla uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır.
Örneğin GRI standartlarını kullanan şirketlerin oranı büyük 250 şirketin (%G250) yaklaşık %77’si, daha geniş bir grupta ise %71 civarındadır.
Bu durum, sürdürülebilirlik raporlamasının sadece yasal uyum için değil, şeffaflık ve paydaş beklentileri doğrultusunda küresel bir norm haline geldiğini göstermektedir.
🔹 AB CSRD (Corporate Sustainability Reporting Directive)
Avrupa Birliği tarafından benimsenen CSRD, non-finansal raporlama çerçevesini ciddi şekilde genişletmiştir.
CSRD’nin kapsamı tam uygulandığında yaklaşık 50.000 şirketin rapor yayınlamasını gerektirecektir; bu sayı daha önceki Non-Financial Reporting Directive (NFRD) kapsamına göre çok daha yüksektir.
Şu an (2025 itibarıyla) yaklaşık 11.700 şirket zaten CSRD kapsamındaki ilk yükümlülük aşamasında raporlamaya başlamıştır ve kapsam genişledikçe bu sayı artmaktadır.
🔹 Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS-1 ve TSRS-2)
Türkiye’de TSRS, 1 Ocak 2024 itibarıyla yürürlüğe girmiş olup bazı şirketler için zorunlu raporlama standardıdır. 16 Ocak 2026 tarihindeki yeni kurul kararı ile 2025 yılı için raporlama kriterleri;
500+ çalışan,
2 milyar TL yıllık net satış hasılatı,
1 milyar TL aktif toplamgibi en az iki eşik değerini karşılıyorsa rapor hazırlamalıdır.
Türkiye’de 2024 yılı için TSRS1-2 Standardına göre raporlama yapan şirket sayısı 105 e ulaştı ve bu sayı her yıl artacaktır. Ayrıca gönüllü raporlama yapan firmalar da TSRS formatını benimsemektedir.
Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlamasının Önemi ve Gelecek Öngörüleri
Kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması artık sadece regülasyonlara uyum için değil, stratejik bir iş aracı olarak ön plana çıkıyor.
🔹 Paydaş Beklentileri
Yatırımcılar, müşteriler, çalışanlar ve regulatörler sürdürülebilirlik performansı ve şeffaflık beklentilerini finansal performans kadar önemseyen bir eğilim oluşturuyor.
🔹 Risk Yönetimi
Sürdürülebilirlik raporlaması firmaların uzun vadeli risklerini tanımlamalarını sağlayarak finansal ve çevresel risklerin daha iyi yönetilmesini destekliyor.
🔹 Dünyanın Yeni Normali
Daha fazla ülke ve bölge ulusal sürdürülebilirlik standartlarını güçlendiriyor; raporlamanın kapsamı, doğrulanması ve denetimi giderek daha sıkı ve karşılaştırılabilir hale geliyor.
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri
Kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması doğrudan tedarik zincirinin sürdürülebilirliğini de kapsar. Raporlama, tek tek şirketin değil, tüm değer zincirinin sürdürülebilirlik performansını değerlendiren bir yaklaşımı gerektiriyor.
Büyük şirketler sürdürülebilirlik raporlarında artık tedarikçi performansı, karbon ayak izi, su kullanımı, insan hakları ve tedarikçi etik kodlarını raporlamakta.
Bu durum, özellikle çok uluslu şirketlerin tedarikçilerinden veri talep etmelerini ve bu verileri raporlarına dahil etmelerini zorunlu hale getiriyor.
Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yasal Beklentiler
🔹 AB CS3D (Corporate Sustainability Due Diligence Directive)
CS3D, sürdürülebilirlik ve insan hakları risklerini tedarik zincirinde yönetme sorumluluğunu doğurur. Bu kapsamda şirketlerden;
insan hakları ve çevre risklerini tespit etme, bunlara yönelik önlemler geliştirme, bu tedbirleri raporlamaları beklenmektedir.
🔹 Alman Tedarik Zinciri Özen Yükümlülüğü Yasası (LkSG)
1 Ocak 2024 itibariyle Almanya’ da 1000 üzeri çalışanı olan şirketler yasa kapsamına girdi. Bu yasa, şirketlerin tedarik zincirlerinde insan hakları ihlallerini (çocuk işçiliği, zorla çalıştırma vb.) ve çevresel riskleri (kirlilik, biyoçeşitlilik kaybı vb.) tespit etmesini, önlemesini ve azaltmasını gerektirmektedir. Sektör sınırlaması olmaksızın, çalışan sayısı ve iş hacmine göre kapsam belirlenmektedir. Türkiye, Almanya'nın önemli bir ticaret ortağıdır; 2023 verilerine göre Türkiye'nin Almanya'ya ihracatı yaklaşık 20 milyar doları aşmıştır. Özellikle otomotiv, tekstil, makine ve kimya sektörleri Almanya ihracatında öne çıkmaktadır.
Sektörel Tedarikçi Denetim Örnekleri
Yasal zorunlulukların yanı sıra pek çok sektörde ana firmalar tedarik zinciri yönetim sistemleri kurmakta; Sürdürülebilir tedarikçi kabul kriterleri, performans göstergeleri ve sürekli iyileştirme hedefleri ile tedarikçilerini de sürdürülebilirlik alanında çalışmalara yönlendirmektedir.
Bunun en önemli örnekleri tekstil ve otomotiv sektöründe görülebilir. Büyük Tekstil Perakende şirketleri de tedarikçilerini, sektöre özel sosyal ve çevresel kriterlere göre denetlemektedir. Tedarikçiler; çevresel performans, su kullanımı, kimyasal kullanım, işçi sağlığı ve güvenliği, çalışan hakları gibi başlıklarla değerlendirmeye tabi tutulmakta, asgari şartları sağlayan şirketler tedarik zincirine dahil edilmekte, düzenli tedarikçilerine performans hedefleri belirleyerek sürekli iyileştirme sağlanmaktadır.
Otomotiv Endüstrisinde de tedarik zinciri performansı; enerji tüketimi, emisyonlar, hammadde sürdürülebilirliği ve tedarikçi sosyal standartlar açısından ölçülür. Tarım, gıda, kimya, elektronik gibi pek çok ana sektör de “Sürdürülebilir Tedarik Zinciri” örnekleri gelişmektedir.
AB Yeşil Mutabakatı ile başlayan ve ülkemizde de AB uyum süreciyle çıkarılan yasal süreçler ile “ Sürdürülebilirlik” bir tercih değil, yasal uyum ve rekabet gücü avantajı konusudur. Sürdürülebilirlik çalışmaları şirketlerin risklerini azaltırken aynı zamanda gelecekteki düzenlemelere hazırlıklı olmalarını sağlıyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliği geçici bir proje değil, kurumsal bir sistem haline getirmenin temelini oluşturuyor.




Comments